21 09 2009

alan memnun, satan da

İzlemiyorum diyen tamam ama hiç izlemedim diyenin alnını karışlarım çünkü külliyen yalandır. Kimden mi bahsediyorum? Esra Erol'un İzdivaç programı. Konuşulması demode bir konu olduğunu biliyorum, geçen sene bu zamanlar olsa popularitesi tavan yapmış bir program İzdivaç ve sunucusu Esra Erol üzerine konuşacak ne çok konu olurdu. Aslında makara yapmak da pek akıllıca değil çünkü hedef kitlenin sayısı azımsanmayacak boyutlarda, ne yapsın kadıncağız "Ben para kazanmak istemiyorum, program kalitesiz, hemen bitiriyorum" demek olmayacağına göre aynen devam. Neyse konu programın bayalığı değil, tam bilmiyorum ama galiba Esra Erol artık programın sunucusu bile değilmiş.

Asıl bahsetmek istediğim Esra Erol'un bir ropörtaj'da ettiği laf. "Laf Aramızda" adlı bir programa çıkan Erol, sunucunun, "Hep böyle neşelimisin?" sorusuna, "Aslında ben çok gülerim ama bir o kadar da hüzünlü bir insanım. Mesela bir gün arabamda giderken, yanımdaki otobüse baktım, tıkış tıkıştı! Yağmur da yağıyordu, hava çok soğuktu. O an otobüse daha fazla bakamadım ve kafamı çevirdim. Gözyaşlarıma hakim olamadım. Çünkü ben o otobüsteki insanların ne düşündüğünü çok iyi biliyorum. Ben de otobüse biniyordum. Dragos'tan binip, Mecidiyeköy'e geçiyordum ve bir saat sürüyordu. O yüzden obüstekilerin ne hissettiğini iyi biliyorum." diye cevap vermiş.

Bir zamanlar Tuğba Özay'ın sahip olduğu "Halkı peşinden koşturma" bayrağını devralmak için en önemli maddelerden biri olan "Onlardan biri gibi olmak" durumunu, ki bu durumu aslında, "Onlardan biri gibi olmak değil de olur gibi gözükmeye çalışmak" olarak değiştirmek lazım, biraz abartmış Erol. He bu sözler onu takip edenler tarafından yadırganır mı? Kesinlikle hayır. Bu lafın yapmacıklığını sorgulamayacaklarına eminim. Hatta saf bir şekilde "Aaa bakın Esra da bizim gibiymiş" dediklerini duyar gibi oluyorum. Biraz önce de söyledim ya, kadının da bir suçu yok, ne yapsa alan bir kitle yaratmış, tadını çıkartıyor. Bana da ağzım açık izlemek kalıyor.

10 09 2009

yakışır beckham'a!

05 09 2009

mandal deyip geçme



Sade mandal tasarımına bayılırım. İlham verdiği tasarımları düşününce insan daha da fazla etkileniyor. Masanın bir kenarına iliştirilen kül tablası mandaldan ilham almış veya günlük not kağtlarını ipe dizme durumu da mandal çıkışlı. Şimdi de mandal formlu aydınlatma. Güney Koreli tasarımcı Sungho Lee'nin mandal aydınlatması çok kullanışlı. Elinde tut, bir yere tuttur, üzerine bir kağıt geçir şapkalı kullan.

yatay harikası*




Monocle'da geçen ay işlenen şehirler konusunu okuya okuya okadar hayatımın bir parçası yaptım ki sokaklarda yürürken şehir planlamacısı edasıyla toplu taşımaya, yollara, arabalara, şehir mobilyalarına, binaların doğa ile olan ilişkilerine daha bir farklı bakmaya başladım. Bunun sonucu mudur nedir Singapur'da yeni inşaa edilen, kullanılan mimari ve çevresel teknikleriyle gelecek ama form olarak 60'lar havası veren, sıkıcı dikey binalar yerine yatay ve bu yataylığın dışında 6'şar katlı blokların üst üste döndürülmüş bir şekilde konmasıyla altıgen bir form oluşturduğu bu yeni tipoloji dikkatimi çekti.

Bu formu yaratırken sitenin kendi harcadığı enerjiyi üretmesi hedeflenmiş tabiki. Blokların açıları güneşin açısı, rüzgarın hareketi gibi birçok etkenin hesaplanmasıyla belirlenmiş ve sonunda bu altıgenler meydana gelmiş. Binaların bu şekilde dönük olması köşelerde yeşil alan olarak kullanılan terasların ortaya çıkmasını sağlamış. 170,000m2 alan, otuzbir blok ve 1042 daireden oluşan bu yaşam tipolojisi OMA'nın partneri Ole Scheerenson imzalı ve son dönemde gördüğüm en sağlam proje.

17 08 2009

elin arabı


Deve olur, koyun olur her yol var valla!

15 08 2009

doğal portre


Kim demiş portre sadece tuvale uygulanır diye? Alın size çim esanslı dış duvar portresi.

04 08 2009

nt* banko üretim



01 08 2009

la princesse | liverpool


Geçtiğimiz sene Liverpool dünya kültür başkentiydi. Klasikleşmiş sanat etkinliklerinin dışında olumlu olumsuz ilgi çeken La Princesse ile bu önemli seneyi sonlandırdılar. Fransız grup La Machine'in 1.8 milyon sterlinlik bütçe ile Liverpool sokaklarına saldığı yaklaşık 17 metre 27 tonluk dev örümceğin 4 günlük macerası, belki de Liverpool'un Şampiyonlar Ligi kazanma, Beatles'ın şehre dönüş kutlamalarından sonraki en kalabalık etkinlik oldu. Castle Street tarihi günlerinden birini yaşadı.

Aslında herkes, ilgi çekici ana etkinlik olarak şehrin klasikleşmiş Liverbird'ü ile ilgili birşeyler beklerken, karşılarına dev bir örümcek çıkınca afalladı. Yüksek maliyetini başka yerlere kaydırıp, daha etkili ve kaliteli başka şovlar yapılabilirdi eleştirileri de yüksek sesle konuşuldu. Hatta bir örümcek severler derneği, "insanlarla örümceklerin arasını açıyor" diye protesto gösterisinde bulundu. Tüm olumsuz eleştirilere rağmen La Princesse dört günde 200 bin kişinin izlediği şovunu gerçekleştirdi.Albert Limanından şehre girdikten sonra bilimkurgu filmi atraksyonlarını şehir meydanında sürdürdü. Concourse binasına saldırısı görülmeye değerdi. İnanılmaz görsel efektleriyle izleyicilere kusursuz bir dev örümcek saldırısı yaşattı. Sağa sola fışkırtığı su ve ışık şovlarıyla gerçekten farksızdı. 4 günün sonunda Salthouse Limanına yıkanarak temizlenmek üzere çekildi ve burada söküldü. Geride bana önümüzdeki sene kültür başkenti apoletini takacak İstanbul'un hazırlıklarıla ilgili koskoca bir soru işareti bıraktı.

31 07 2009

mag frame*


Genç Japon tasarımcıların Salone Del Mobile gibi fuarlara sağlam hazırlanıp, yeni tasarımlarıyla sükse yapıp isimlerini duyurmaları ve en sonunda da bu tasarımlarını güçlü firmaların bünyesinde piyasaya sürmeleri alışageldik bir durum. Shigeichiro Takeuchi de bu isimlerden biri. Onu Salone Satellite'da sergilediği Mag Frame ile keşfedip, bünyesine alan ise Ligne Roset. Mag Frame'i Ligne Roset mağazalarında ve Ligne Roset ürünleri satan yerlerde görmek mümkün.

Japon tasarımının tüm özellikleri var Mag Frame'de. Sade, minimal, şık, elegant... Paslanmaz iki basit parçadan oluşan tasarım, son zamanlarda çok sıkıcı bir hal alan dergilik olayına bir soluk getirmiş durumda.

28 07 2009

denizlerin kralı*


Orta doğu'da adacıklar arası lüks transport amacıyla tasarlanmış denizlerin kralı. Adam Scaster'in şaheserine verdiği isim bu. Kralların, prenslerin bol olduğu bir diyarda başka bir isim de düşünülemezdi hani. 120'a not'a ulaşan bir tekne söz konusu. 20 metre uzunluğu, maun-sedir ahşabının klasik havası ile paslanmazın modernliğinin harika bir kombinasyonu, Collony deriyi de atlamayayım. Su jetlerine bağlı çift motorlu yarış arabası kıvamındaki teknede gece yolcuları için banyo, oda, salon mevcut. Bunların yanında çift güneşlenme bölümü, deri kaplama mobilyalar ve bu keyfi taçlandıracak bir bar da var Sea King'in içinde.